30 Mart 2012 Cuma

Tek Tek İncele!



Acı verici şeyleri yapabilen insanlar ancak acı çekmiş insanlar olabilir.Ancak incinmiş olanlar başkalrını incitebilirler.Ancak yüreğini kapatmış olan insanlar sevgisiz hareketlerde bulunabilir.

* Bence varlığımızın nedeni,en yüce halimize ulaşacak kadar büyümek ve aslında kim olduğumuzu hatırlamaktır.
* Cesaret korkunun yokluğu değil ,korkunun içinden yürüyüp sizin için önemli olan amacı kovalamaktır.

* Hayatta bekleyebileceğiniz bir tek şey varsa o da beklenmeyen şeydir.

* Hiç kimse kendi başına bir ada değildir, herkes bir kıtanın parçasıdır,asıl olanın parçasıdır.

* Bir insanın yaşayabileceği en büyük pişmanlık ,ömrünün sonuna vardığında rüyalarını yaşamamış olduğunu görmektir.

* Hayatta bir tek başarısızlık vardır, o da denememektir.

* Geçmiş bir mezardır,hayatını bir mezarda yaşamanın anlamı yok.Her son yeni bir başlangıcın işaretidir.

* Rüyalar, ruhun dilidir.
 
* Zihin mükemmel bir uşak,ancak çok gaddar bir efendidir.

* Hayattaki esas amacını bulduğunda, bu misyon sana kutup yıldızı gibi yol gösterir,iyi ve kötü dönemleri aşabilmene yardımcı olur.
 
* Hiç bir hata yoktur,hiç bir rastlantı yoktur.Tüm olaylar ders alalım diye yollanmış lütuflardır.

* Ben bu dünyaya tesadüfen gelmedim.Bir amçla geldim.O amaç da ,büyüyüp dağ olmaktır,küçülüp kum tanesi olmak değil.

* Gezegenimizdeki bütün korkuların kaynağı ,herkes için çocuklukta bir yerlerdedir.

* Dünya harika bir kitap; evinden hiç ayrılmayanlar ,ancak tek sayfasını okuyor....

- Robin Sharma -

Dualarımız Kabul Olsun

Neden duasız bırakıyorsun dilini ? Kapıyı çalmadan, açılmasını bekleyenlerden misin yoksa?
  Hz. Mevlana...

29 Mart 2012 Perşembe

İyi Yaşa!

Her şeyden önce iyi yaşa!
Sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş gibi,


laf olsun diye günlerini geçirme.
Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan;
Bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev.
...
Hayatını öyle yaşa ki;
Her an kendi elini sıkabilesin.
Ve her gün hiç olmazsa faydalı bir şey yap ki;
Gece yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine;
“Ben elimden geleni yaptım” diyebilesin.

W.Shakespeare

İnan!


Bana böyle uçmayı öğretir misiniz?
"Bir bilinmezi daha yeneceğini düşünmenin keyfiyle ürperdi."
"Öğrenmek istiyorsan elbette."
"Çok istiyorum. Ne zaman başlıyoruz?"
"Madem istiyorsun, hemen başlayabiliriz."
"Ne yapmam gerektiğini söyleyin bana."
"Düşündüğün en son hızda herhangi bir yere uçabilmek
için daha şimdiden oraya vardığını kabul etmelisin," dedi...
İnancını tut!...''

Martı


 

28 Mart 2012 Çarşamba

Geç Kalmadınız!


''Hiç bir zaman geç kalmadınız,
Kaç kere yoldan dönmüş de olsanız,
Kaç kere döndürülmüş de olsanız,
Dünyanın bütün günahını taşıyor da olsanız,
Hayatınızdaki her şeyden kendinizi suçlu hissediyor da olsanız,
... Kendinizin “Yüreğiniz” tarafından kabul edileceğine inanmıyor olsanız da
Siz yine de “kendinize, yüreğinize” yürüyünüz....
Hiç kimse size inanmasa da, siz kendinize inanın...''

Hz. Mevlana

27 Mart 2012 Salı

Mektup

Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanırım birkaç defasında daevden ağlayarak dışarı çıkmıştım... Hayatım kararmıştı da bir ışık
bekliyordum sanki ama yoktu. İşte böyle düşündüğüm günlerde
daire kapıma sıkıştırılmış bir Mektup buldum. Hayretle baktım
üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip açtım...

"Acıları paylaşmak insanların vazifesidir" diyordu. "Senin geçtiğin
sokakta ben de vardım. Ama bir sokakta ya ben olmamalıydım
veya paylaşılmamış acılarını içinde gezdiren bir insan!..."

Mektubun sonunda da isim yazmıyordu. Peki kimdi bu?
Kimdi, neden yazmıştı bu notu ve neden bana yazmıştı?
Aslında hoş sözlerdi...Ve aslında bir mektuba da deliler gibi
ihtiyacım vardı. Acaba dediğini yapacak mıydı, yazacak mıydı
her gün?.. Bunu zaman gösterecekti. İlk gün kafam karıştı.
Hem kendi problemlerimi hem dün gelen mektubu, hem de
yeni mektupların gelip gelmeyeceğini düşünüyordum. Sonraki gün
posta kutumda beyaz bir zarf buldum. Kalbimin çarptığını hissettim...
Yazı aynıydı, odama girip okumaya başladım mektubu.

Bu inanılmazdı.. Bir bardak su içercesine bitiverdi mektup.
Doymadım! Bir bardak su daha almış gibi kendime ve
susuzluğumu kandırır gibi yeniden okudum altı sayfayı...
Sanki tanıyordu beni, sanki yıllardır dertleşiyordum onunla...
Altıncı sayfanın sonunda diyordu ki; "Yarın yine yazacağım..."
Yarın yine yazdı, öbür gün yine..Ve sonraki günler yine yazdı...

Her mektubunun sonunda, yarın yine yazacağına ait not vardıve her gün de dediğini yapıyordu. Her gün işyerinden dönerken
kalbim çarpıyordu heyecanla... Her gün görüyordum posta kutumun
bugün de boş olmadığını ve gariptir; artık yapayalnız olmadığımı,
kalbimin boş olmadığını hissediyordum. Bu mektuplar yüreğime
giriyor sıkıntılarımı eritiyor ve beni yarınlara doğru itiyordu.
Zannediyordum ki; bunlar olmadan yaşayamayacağım.
Öylesine alışmıştım ki onlara, olmasalar sanki nefes alamayacağım!...
Vakit buldukça oturup eski mektupları bile yeniden okuyordum.
Zaman geçti ve zamanla beraber sıkıntılarımda geçti.
O günlerden geriye sadece eski mektuplar kaldı. Bir gün içimde
karşı koyamadığım bir merak peydahlandı; kimdi bu?
Nasıl biriydi? Onunla ilgili her şeyi merak etmeye başladım.
O her gün yazıyordu ve nasılsa her gün yazmaya devam edecekti.
Bundan emin olduğum için de, yazılarında anlattıklarından çok
nasıl bir kalemle yazdığına, neden bu kağıdı seçtiğine, yazı stiline
aklımı takmaya başladım... Yazıları öylesine deva olmuştu ki bana,
onunla ilgili her şey de mükemmel olmalıydı. Ama her şey...

O gün evde kalmıştım. Kahvaltı yapmış ve bu harika mektupların
en azından nasıl birisi tarafından getirildiğini görmeyi koymuştum
kafama... Öğle vaktine doğru sokağa giren postacıyı gördüm.
Koşarak aşağı indim. Mektubumu kutuya bırakmıştı, eli henüz
havadaydı...Göz göze geldik. Aman Allahım... Aman Allahım,
bu ne kadar çirkin bir adamdı böyle! Dondum kaldım... O da başını
eğdi döndü ve gitti. Orda öylesine bekliyordum şimdi...
Kutuyu açıp mektubu bile alamıyordum. Bunca zaman, bunca
güzel bir mektubu, bu kadar çirkin biri mi taşımıştı? O öptüğüm,
kokladığım, göğsüme bastırdığım, yastığımın üzerine koyduğum
mektuplarıma benden önce bu adamın mı eli değmişti?
Saçmaladığımı biliyordum ama böylesine güzel duygularıma
bu çirkin yaratık karıştı diye az önce getirdiği zarfı alamıyordum.
Kapıyı açtım, dışarı çıkıp bir adım attım. Çoktan gitmişti. Neye olduğunu bilmiyordum ama çok kızgındım. Zarfa dokunmadan çıktım yukarıya.
Odama girdim, eski mektuplarıma baktım. Biliyordum, onlar benim
en zor günlerimle bugünüm arasında köprü olmuşlardı, ama onlara da dokunamadım. Bu güzelliğe bu çirkinliği yakıştıramıyordum!

Ertesi gün iş dönüşü baktım ki, kutuda hâlâ o aynı kirli mektup var!
Almadım. Sonraki gün baktım; aynı mektup yine yapayalnız beklemekte.
Bir kaç gün sonra ise kutuya bile dönüp bakmamaya başladım...
Altı yedi hafta sonra dünya yine karanlık gelmeye başladı bana.
Bir dosta, bir morale ölürcesine ihtiyaç duymaya başladım...
Her şey çok ağırlaşmıştı yeniden. Uyku bile uyuyamıyordum.
Mektup aklıma geldiğinde gece yarısını geçiyordu. Tereddüt
bile etmeden aşağı indim, kutumu açtım ve mektubu aldım.

Bir saat içinde üç defa okumuş, özlemiş olarak göğsüme bastırmış
ve uzun zamandır ilk defa böylesine huzur içinde uyuyabilmiştim.
Bunlar benim ilacımdı biliyordum. En çok o gün merak etmiştim,
bir daha ne zaman yeni bir mektup geleceğini... Ve o akşam gözlerime inanamadım; kutumda mektup vardı. Yazı aynıydı, zarfta yine isim
yoktu. Üstelik bunda postanenin damgası da yoktu...

Açtım zarfı;içindeki kısacık mektupta şunlar yazıyordu;
"Sana gelmiş bir mektubu kırk sekiz gün okumamakla ne kazandığını
bilmiyorum... Ama artık benim sana yazmaya vaktim olmayacak.
Çünkü tayinim çıktı ve bugün başka bir şehre gidiyorum. Hoşçakal!

Çirkin Postacı..."

Donmuş kalmıştım şimdi... Derin bir pişmanlık düğümlendi boğazıma,
hıçkırarak eve girdim. Çantamı açtım; tarakların,rujların ve diğer
karışıklığın arasında bulduğum mavi göz kalemiyle, bir kağıda;
"Lütfen bana tekrar yaz" yazıp posta kutuma koydum.

Bir daha hiç kilitlemediğim kutuda,
aynı notum iki yıldır yapayalnız bekliyor...
Alıntı



26 Mart 2012 Pazartesi

Umudunu Yitirme!

Bir kurbağa sürüsü ormanda yürürken, içlerinden ikisi bir çukura düştü.Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplandılar.Çukur bir hayli derindi ve arkadaşlarının zıplayıp dışarı çıkması mümkün görünmüyordu.Yukarıdaki kurbağalar,boşuna uğraşmamalarını söylediler arkadaşlarına :
-"Çukur çok derin,dışarı çıkmanız imkansız."


Ancak, çukura düşen kurbağalar onların söylediklerine aldırmayıp çukurdan çıkmak için
mücadeleye devam ettiler.Yukarıdakiler ise hala boşuna çırpınıp durmamalarını, ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylüyorlardı.Sonunda kurbağalardan birisi söylenenlerden etkilendi ve mücadeleyi bıraktı.


Diğeri ise çabalamaya devam etti.Yukarıdakiler de, çırpınıp durarak daha çok acı çektiğini söylemeyi sürdürdüler.Ne var ki, çukurdaki kurbağa son bir hamle daha yaptı, bu kez daha yükseğe sıçramayı başardı ve çukurdan çıktı.


Çünkü, bu kurbağa sağırdı.
O yüzden, arkadaşlarının ümit kırıcı sözlerine kulak asmamıştı.
"Ümidini kaybetmiş bir insanın, başka kaybedecek bir şeyi yoktur"
Alıntı

Pazartesi Eğlencesi

Pazartesi genelde söylenen sözler:)...
Eski Şemsiyelerinizi atmayın!.
Anne adaylarının ruh hali:)
Hayattaki gerçekler...
Günün duası...
Şuanda nerede olmak isterdiniz?
Günün sözü...
Ne zaman doğdun?
22 Şubat
Hangi yıl?
Her yıl...
Babaları da düşündüm:)
Oğlumsuz olmaz...

Kuantum ve Kur'an

R. Şanal'la beş, altı yıl önce tanışmıştım, ilk üç kitabını su içer gibi okuyup özümsedim... Son zamalarında kitaplarını okuyamasamda takip ediyordum, eşi ile nerede, ne etkinlikler yapıyorlar, filmi ne zaman vizyona girecek vs. Bu arada Kuantum ve Kur'an adlı kitabı bir çok kez almaya niyetlenmiştim fakat bir türlü kısmet olmadı. Derken birgün arkadaşım Aynur beni (İstanbu'dan)aradı, R. Şanal'ın Seminerinde olduğunu ve benim onun yazdığı okumadığım bir kitabı var mı diye soruyordu. Kitabın ismini verdim... Aynur'da sağolsun İmzalatıp bana göndermiş, bir de sımsıcak bir mektup yazmıştı:))

Kitabı okuyup bitirdim... Yine R. Şanal'ın o yakın anlatımlarıyla okumadım sanki kitabı dinledim... Canım arkadaşım Aynur'a buradan tekrar teşekkür ediyorum... Kitabı okumakta fayda olduğunu düşünüyorum...

25 Mart 2012 Pazar

Özgürlüğün Resmi

Akıllı kızın resmi
Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.

Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.
...
Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...

Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.
Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?"

Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :

"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri.

Alıntı

20 Mart 2012 Salı

Sabret

Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme,
-Sen dağları seyret.
Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma,
-Kalbindeki o uçsuz bucaksız sevgiyi hisset.
...
Işıklar sönmüşse ve karanlıksa;
-Ona da aldırma,ay ışığını seyret.

Sabret..!!
Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun.
Sabret ki her şey gönlünce olsun…

Hz.Mevlâna

19 Mart 2012 Pazartesi

Güneş Gülerse



Gülüşlerine gamzeleri dokunduyor yine güneş:)) bende ise ılıman bir günün, yorgun savaşçısı olmuş bir haller söz konusu ... Sabah temizlik bitti... Oğlumun banyo macerası, üzerindekileri çıkar, yıka, oyna, banyodan al, kurula, giydir derken uykuyla son buldu... Şekerli, kaymaklı tatlı uykusuna devam ediyor, Ben de kek yaptım. (kakaolu) Eve sinen bu kokuya hayranım. Yaşanmış bir öyküyü anlatıyor gibi hafifce dağılıyor odalara, kimin burnuna gelse ya küçüklüğünü hatırlıyor, yada kokulara gizlenen hatıralar vardır ya, işte onlar bir anda ortaya çıkıveriyor... küçüklüğünü hatırlamak dedim de, Rahmetli anneannem çocukluğumun baş kahramanı, komik, bilge, eğlenceli kadın... Beraber kek, boğaca, elmalı kurabiye yapardık. Tarçının elmaya bu denli yakıştığını, beklenmedik misafirlere her daim ikram edilecek bir kavonoz kurabiye bulunması gerektiğini, kek bz. kokuların evi ev yapan en yegane değerler olduğunu, bir çocuğa bıkmadan usanmadan tatlı dille yetişkinlerle sohbet ediyormuş konuşmasını, hep anneannemden öğrendim...Nur içinde yatsın anneanneciğim. Güneşin gülüşleri ile içimi ısıtıyor, ışınıyla dağılan gamzelerine anılarımı dolduruyorum...

17 Mart 2012 Cumartesi

Coşartesi

Bizim bahçeye bahar geldi :))
Bugün günlerden cumartesi, yaşanmışlığımın ertesi... Hadi diyorum kendime topla bütün cümleleri, fırlat at kırılsın kelimeleri... Yazıyorum kapanıp soluyorum, yazıyorum tıkanıp susuyorum... Siliyor çiçek açıyorum, siliyor su içiyorum... Evet hayatta bir hata yapıyor, bin ders alıyorum...
Yaşım mıydı yaşlanmışlığım, yaşlanmışlığım mıydı yaş alışım? Yoksa içinde bu kadar yaş geçen ıslak bir düşünce miydi karmaşıklığım?... Bugün günlerden cumartesi, ondan önceki günün ertesi... Nasılda çabuk geçiyor günlerin saatleri. Ve ben mutluluk diyor, yazıyor coşuyorum... Evet hayatta bir gülüyor, bin umut ediyorum... Şimdi içtiğim kahvenin kokusu geliyor hafiften... Her zaman kahverengi değil içilen kahveler, gelir gelir de burnuna kokusu her renkten bir şey simgeler... İnsanı yine kendisidir isterse mat eden, isterse şah eden... Dur düşün, seç peşin, neyse bırak işin... Yaş dediğin hep büyüyor, öyleyse sevin, neşelen, gül seçim senin. Ya bugün günlerden cumartesi, ya da bu gün günlerden coşartesi... Evet hayatta bir yaşıyor, bin anlam katıyorum...



16 Mart 2012 Cuma

Dualarımız Kabul Olsun


Ağır geliyorsa yaşam "RABBİNE" sığınacaksın..!!
Her çabanın nasibine düşen, Allah'ın takdir ettiği kadardır.
Ne diyordu Şems ; ''Olduğu Kadar, Olmadığı Kader."











15 Mart 2012 Perşembe

Mavi Kurdele

New York'ta yasayan bir öğretmen, Lise son sınıfındaki öğrencilerinin "diğer insanlardan farklı özelliklerini" vurgulayarak onurlandırmaya karar vermiştir. California Del Mar'dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı. İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın harflerle"Siz çok önemlisiniz" yazılı birer mavi kurdele verdi.Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi.


Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi. Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi.Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele vermiş ve ; "Sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlarda bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler.


Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin" diye rica etti. O gün üst yönetici, süratsiz biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun "iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü" onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdeleyi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu? Şaşkına dönen patron ; " Tabi ki " şeklinde cevap verdi.Yönetici de mavi kurdeleyi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi.Ekstra kurdeleyi verirken de ; "Bana bir iyilik yapar misiniz?... Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?...Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece "bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş..." Dedi...


O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu. "Bugün inanılmaz bir şey oldu" dedi."Ofisteydim. Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, "iş dünyasında bu kadar basarili olduğum için" göğsüme bu kurdeleyi iliştirdi...Bir hayal etmeğe çalış... Benim bir dahi olduğumu düşünüyor..."Siz çok önemlisiniz" yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne takti.Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin...Ben "seni" onurlandırmak istiyorum. Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum...


Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun."Seni seviyorum" diye devam etti... Şaşkına dönen çocuk simdi ağlamaya başlamıştı...Bütün vücudu titriyordu...Basını kaldırdı, gözleri yas içinde olarak babasına baktı, ve : "Yarin intihar edecektim" baba, dedi..."Baba, ben senin... çünkü ben senin... beni hiç sevmediğini... beni hiç önemsemediğini düşünüyordum... Ama artık her şey çok farklı.Sen baba, su an... oğlunun hayatini kurtardın!..."
Sizin de sevginizi duymak, hissetmek isteyen insanların var olduğunu sakın unutmayın...


HEPINIZE YETECEK KADAR KURDELE VAR. SIZLER BULUNMAZ ARKADASLARSINIZ.
Bu yazıda benim size vermiş olduğum ek mavi kurdeledir.
Alıntı

10 Mart 2012 Cumartesi

Şubat Ayı Filmlerim

Şubat ayı boyunca izlediğim filmler:))
13 tane... Hepsini de beğendim...
Tavsiyelerim arasında yer alıyor...
Düşünüyorum da hepimiz hayali yolculuğa çıkıp,
izlediğimiz kahramanların kıyafetlerini giyinip,
Ya da onların ruh hallerine bürünüp
geziniyoruz izlediğimiz karelerde...



                                                                 Unutulmaz Film Replikleri


Hayatta yaptıklarınız önemsizdir ama önemli olan onları sizin yapmış olmanızdır.Çünkü bir başkası tıpatıp aynısını yapamaz...(Remember Me)
"Gülün; dünya da sizinle birlikte gülsün. Ağlayın; ama yalnız ağlayın." İhtiyar Delikanlı (2003)
"Hayat bizi yere serebilir fakat ayağa kalkıp kalkmamak bize kalmış." The Karate Kid (2010)
"Şefkat arıyorsan, sözlükte şapşallık ve şebeklik arasında bir yerde bulabilirsin."(Şans Sende)
"Aşk, basit bir tartışma yolu değildir. Yıkım kapısıdır. Aşka adım atmazsın, içine düşersin. Tepeden tırnağa..."(Sevgililer Günü)
"Hepimizin içinde hem aydınlık,hem de karanlık bir yan vardır.Önemli olan hangisini seçtiğimizdir. Bizi biz yapan budur."(Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı)
" -Tanrı'nın gözünde hala evliyiz. - O zaman Tanrı kör olmalı..." (Çikolata)
"Gerçek kişiliğimizi yeteneklerimiz değil, yaptığımız seçimler gösterir." Harry Potter ve Sırlar Odası (2002)
"Hepimiz bir erkeğin ahmakça davrandığında bizden hoşlandığı anlamına geldiğine inanmaya programlanmışız." (Erkekler ne söyler kadınlar ne anlar?)
"Kalbin kırılabilir ya da dünyanın en güzel aşkını yaşayabilirsin.Ama denemediğin sürece asla bilemeyeceksin..." (Aşk Çeşmesi)
"...kaybettiğimiz şeyler eninde sonunda bize geri döner." Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı (2007)
"Sadece ulaşılamamış olan aşk romantiktir..." Vicky Cristina Barcelona (2008)
"Sevgi, başka insanların günahlarından zevk almaz fakat hakikati sever." A Walk to Remember (2002)
"Asla kavgayı sen başlatma. Hep bitiren ol." Sahtekar (2008)
"Bir kurbağıyı da öperim, yüzlerce kurbağayı da öperim. Yeter ki bir prensle evlenip prenses olayım." Prenses ve Kurbağa (2009)
"Kaybedecek neyin var?|Bir hiçten geldin...bir hiçe gidiyorsun,|ne kaybettin ki? Hiçbir şey!" Life of Brian (1979)
Albus Dumbledore: "Hayallere bağlanmak ve yaşamayı unutmak iyi değildir, Harry."(Harry Potter)
Lord Voldemort : "İyi veya kötü yoktur. Sadece güç ve onu elde edemeyen zayıflar vardır."(Harry Potter)
"Hangisi daha kötü, canavar olarak yaşamak mı, iyi bir adam olarak ölmek mi?" Zindan Adası (2010)
"İnsanoğlu çiftlikte yaşadı, sonra şehirlerde yaşadı ve şimdi de internette yaşayacak!" Sosyal Ağ (2010)
"Her geçen dakika, her şeyi değiştirmek için bir şanstır." Vanilla Sky (2001)
"Her kadın ne ister? Evlenmeyi. Çocuk yapmayı. Ve belli ki dostum, sen onlara bunu sunabilirsin." İyi Şanslar Chuck (2007)
"Çocuklar, buradaki asıl düşman evlilik denen kurum. Hiç gerçekçi değil, tamamen çılgınlık!" Davetsiz Çapkınlar (2005)
"Bazı bağımlılıklardan kurtulmanın tek yolu bağımlıyı öldürmektir." Suretler (2009)
"Hayatın ölümden daha büyük olduğunu bilmiyordum...Ve aşkın ikisinden de büyük..." Tristan ve Isolde (2006)
Bir erkek her şeyini değiştirebilir: Yüzünü,evini,ailesini,sevgilisini,dinini,tanrısını..ama tutkularını asla değiştiremez,asla!(Gözlerindeki Sır)
"Her şeyden şikayet etmek kolaydır. Mutluluğu elde etmekse uğraş gerektirir." İlahların Aşkı (2009)
Parmak izlerimiz dokunduğumuz hayatlarda kaybolmaz." demiştin. Herkes için doğru mu bu? Yoksa şairane bir saçmalık mı?(Remember Me)
"Seninle geçirdiğim hayatın 1 saniyesini bile değiştirmek istemezdim..." Zaman Yolcusunun Karısı (2009)
Farklılıklarına ve anlaşmazlıklarına rağmen çok önemli bir ortak noktaları vardı: onlar birbirlerine çılgınlar gibi aşıktılar...(Not Defteri)
"Üzgünüm, aşkın son kullanma tarihi olduğunu bilmiyordum!"(Aşk Mektupları)
Bu sonsuza kadar sürmeyecek. Hiçbir şey sonsuza dek sürmez ki..." Ye,Dua Et,Sev (2010)
Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir." (Into The Wild)
"İmkansıza ulaşmanın tek yolu, onun mümkün olduğuna inanmaktır." Alis Harikalar Diyarinda
"Sence aşkımız...ikimizi uzaklara götürebilir mi? -Bence aşkımız biz her ne istersek onu yapabilir."(Not Defteri)
Arkadaşlar gözlük gibidir.Seni zeki gösterir,çizilir ve bıktırır.Tabii eğer şansın varsa çok harika gözlükler de bulabilirsin...(Cesaretin var mı aşka?)



6 Mart 2012 Salı

Ne Kadar Zenginsiniz?



Günlerden bir gün, zengin bir baba ailesini, özellikle de oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin çiftliğinde birkaç gün geçirdiler. Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu:


- İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü ?


- Evet! – Ne öğrendin peki? Oğlu cevap verdi:
...
- Şunu gördüm; bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar. Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi.

- Teşekkürler baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!

Alıntı

4 Mart 2012 Pazar

Kar Taneleri

Kar taneleri ne güzel anlatıyor,
Birbirlerine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu.

~ Hz. Mevlana ~

3 Mart 2012 Cumartesi

Zihnini Şaşırt



Üzgün müsün? Dans et ya da git, duşun altına gir ve beden ısısı kayboldukça üzüntünün bedenini terk ettiğini gör. Başından aşağı akan suyun etkisiyle, aynı ter ve toz gibi üzüntünün de bedeninden temizlendiğini hisset. Neler olduğunu gör.
Zihnini öyle bir duruma sokmayı dene ki, önceki haliyle çalışamasın.


Herşey olabilir. Aslında asırlar boyunca geliştirilmiş tekniklerin hepsi, zihni eski kalıplardan uzaklaştırma çabasından başka bir şey değildir.

Örneğin, öfkeliysen, birkaç derin nefes alman yeterli. Derin bir nefes al ve derin bir nefes ver, iki dakika yeter. Sonra öfkenin nereye gittiğini gör. Zihni şaşırtıyorsun; ikisi arasında bağlantı kuramıyor. ‘Ne zamandan beri,’ diye zihin sormaya başlıyor, ‘birileri öfkeyle derin nefes alıp vermeye başladı? Neler oluyor?’

Herhangi bir şey yap ama bunu asla tekrarlama; işin aslı bu. Yoksa kendini her üzgün hissettiğinde duş alırsan, zihin bunu alışkanlık haline getirecek. Üç ya da dört kereden sonra zihin öğrenir, ‘Bu önemli değil. Üzgünsün; bu yüzden duş alıyorsun.’ O zaman duş üzüntünün bir parçası haline gelir. Hayır, bunu asla tekrarlama. Her seferinde zihni şaşırtmaya devam et. Yaratıcı ol, hayal gücünü kullan.

Partnerin bir şey söylüyor ve sen kızıyorsun. Genellikle bu olduğunda, ona
vurmak ya da bir şey fırlatmak istersin. Bu sefer değişiklik yap: git ona sarıl! Onu kocaman öp, partnerini de şaşırt! Zihnin şaşıracak, sevgilin şaşıracak. Birden hiçbir şey eskisi gibi değil. O zaman zihnin bir mekanizma olduğunu göreceksin; yeni bir şey olduğunda tamamen kayboluyor; zihin yeniyle baş edemez.
Osho